Dikkatimi çekti, burada kediciler çoğunlukta. E o zaman ben de bizim evin sahibini tanıştırayım sizlere...
Efendim adı "UYKU".
28 Nisan 2010 idi tarih. Bunu hiç unutmayacağım, çünki o gün evlenme yıldönümümüzdü. Az değil 32 yıl.
Güzel, güneşli, ılık bir hava. Beşiktaş'ta Haluk'la konuşa konuşa motor iskelesine gidiyoruz. İstanbul'lular bilir; Üsküdar motorlarının kalktığı iskelenin karşınında hediyelik eşyalar filan satan büfeler vardır. Tam oradan geçerken, göbüşünü güneşe vermiş gerinen, minicik, sıska ama bir o kadar da şeker kediciği gördük. Elimdeki çantaları Haluk'a verdiğim gibi o göbüşe daldım.
Ben O'nu severken yanıbaşımızda esnaftan bir iki kişi beliriverdi.
Hep bir ağızdan "Abla siz bunu alın, sabaha kalmaz köpekler yer, denize düşer, açlıktan ölür, susuz kalır......"
Haluk ve ben: "Yok olamaz, biz alamayız... mı acaba... gak guk"
Sonuç: Üsküdar motorunda, kucaklarında, üzerindeki deliklerden dışarı çıkmış micik bir pati bulunan bir ayakkabı kutusuyla oturan, şaşkın şaşkın birbirlerine bakan bir kadınla bir adam. Nasıl olur, biz ne yaptık? Hep derim evinize hayvan alacaksanız O'nu evinizin ferdi kabul edeceksiniz. Çocuğunuz gibi olacak. Bu sorumluluğu hakkıyla yerine getiremeyecekseniz almayın. E bizim oğlumuz artık 30 yaşında. Yeni bir bebek istemiyoruz ki... Bu iş hiç büyümeyecek bir çocuğa sahip olmak demek. Tamam, veterinere gidiyoruz, aşılarını yaptıralım, karnını doyuralım, güvenceye alalım. O arada sevecek sahiplenecek bir ev bulalım.
Hıııı evet aynen öyle oldu :) Öyle sevdik ki hiçbir yere veremedik, aslını söylemek gerekirse pek ciddi bir araştırma da yapmadık. İyi ki öyle olmuş.
Bu resmini çok seviyorum. Çoğu yerde avatar olarak kullanıyorum.
Öncesi - Sonrası resmi

Soldaki: "Çabuk işini bırak benimle oyna, yoksa fena olacak" resmi
Hayalet kedi :) Tam resmini çekerken başını oynatmış, çok hoşuma gitti.
