AZ LAF, ÇOK İŞ

Polimer kil ağırlıklı, pek çok şeyin resimlenmiş yapım aşamalarını bulabileceğiniz bir blog olmasına çalışıyorum.
Internet kullanmasını bilene, açık bir okul. Pek çok hobim var ve ben bu konuda oradan çok yararlanıyorum.
Bu blog aslında biraz da borç ödemek için. Ben epey yol aldım, şimdi yeni başlayanlara da ben faydalı olayım istedim. Deneyimli arkadaşlar da blogumu severlerse, onlarla da fikir alış-verişinde bulunmak, kadayıfın kaymağı olacak :)

19 Kasım 2012 Pazartesi

ARTIK DİKİLİ BİR AĞACIM VAR :)

Blogumun konsepti sapıttı iyice.  Eee ne yapayım üretim yok, bari ne yaptığımı yazayım dedim :)
Geçtiğimiz hafta sonu sevgili arkadaşım Kurtuluş'a gittik.Hatırlarsınız facebookda köpekleri ile ilgili paylaşımda bulunmuştum. Sağolsun pek çok arkadaş, paylaşarak destek verdi, Mama gönderen oldu. Fıstık gibiler :) Ah bir de yuva bulabilsek.
Gezi yazısı yazmak ayrı bir yetenek, ben iyi değilim o konuda. En iyisi resimli anlatım :)
Bu kocaman narenciye azmanının adı ağaç kavunu. O kadar güzel ki. Okşama arzusu veriyor.
İşte sevgili dostum Kurtuluş. 9 Eylül'de doğduğu için adı Kurtuluş. Öylesine İzmir'li yani :)

İşte o fıstıklardan biri.

Bir elimde kazma, öbüründe kürek. Banu temel atmaya mı gidiyorsun diyor :)
Hayır efendim ağaç dikmeye gidiyorum. 

Sadece seyretmekle olmaz di mi ama, kazma vurmuşluğum da var yani.


İşteeeee ağacımın kökleri toprağa kavuşuyor.

Eh işi ehline teslim etmek lazım. Kurtuluş'a köyde en çok yardım eden Balı Bey asıl işi yaptı.

Bu da Haluk'un ağacı. O da kazma salladı, hemde çukurun tamamını kendisi kazdı.

Kenarlar dolduruldu.

Balı Bey'le Kurtuluş'un çok eski arkadaşı Ali İhsan  teftişte.


Can suyu da verildi. Aaaa benim can suyu resmim nerdeee?


Ağacımın çevresini de süsledim. Benim ki olduğu belli olsun di mi ama :) Kurtuluş'a rica ettim, yılbaşında süsler asacak. Ruhumun rüküşlüğü ağacımda yaşasın :)))


16 Kasım 2012 Cuma

Dükkan Pati'de satıldı :)

Sevgili Colette'miz Nilgün Hanım'ın, hayvanlar yararına açtığı satış blogu DÜKKAN PATİ'de sergilenen bu minik küpelerimi hayvansever dostlarımızdan Nurdan Hanım beğenmiş ve satın almış. Çok sevindim. Akşam eve gelir gelmez kutusunu hazırladım.













Bir de resmini çekeyim dedim, ama resim mi çektim,
savaş mı verdim bilmiyorum.
Sonra anladım ki, Uyku'da Nurdan Hanım'a selam gönderiyor :)







14 Kasım 2012 Çarşamba

Önemli bir duyuru: DÜKKAN PATİ

Telaşlı zamanlarıma denk geldi, o nedenle biraz geç haberim oldu. Bilmeyen varsa haberdar edeyim dedim.
Sevgili Colette'miz, Kudük, Tagaddi ve Keşkül'ün ve dahî birçok patilinin annesi, harika el işleri yapan Nilgün Torunoğlu, çok güzel bir çalışma başlattı. DÜKKAN PATİ isimli bir blog açtı.

Bizler oraya ürün bağışlıyoruz, satılınca tüm geliri hayvanlara gidiyor. Üstelik böyle güzel bir amaca hizmet etmek için, dükkandaki biribirinden güzel ürünler gerçek değerlerinin çok altında fiyatlarla satışa sunuluyor.
İster bağışlayın, ister satın alın, ama mutlaka bu güzel çalışmaya destek verin derim. Önümüzde, hediye alışverişinin nirvanası olan yılbaşı var. Blogu paylaşarak dostlarınızın da bilgilenmesini sağlayın. Bütün ürünler tükensin, ürün göndermeye yetişemez olalım.

1 Kasım 2012 Perşembe

Uzuuuuun bir ara verdim, vermek zorunda kaldım. Resimsiz yayına alışkın değilim ki. Ama baktım ne kadar çok zaman geçmiş aradan yazmayalı. Çok şey de birikmiş. Bu seferlik böyle olsun dedim.
Hayatımın en güzel bayramını geçirdim. Oğulcuğum geldi. Hem de bayramın birinci günü. 20 aylık ayrılıktan sonra ilaç gibi geldi. (Skype'ı icat edenler sırf benden aldıkları dua ile cennette yerlerini garantilemişlerdir) Gerçi artık ömrünün yarısı havada geçecek ama, şimdi birlikte olmanın keyfini yaşıyoruz.
Doruk'la aynı gün kardeşciğim de Ankara'dan geldi. Ohhh keyif keyif.

Geçenlerde yazmıştım belki hatırlarsınız, bir proje tanıtımı için eurod de canlı yayına çıkacağım diye. Çıktım (7/10/2012), aman çıkmaz olaydım. Nasıl kötü, nasıl fenaydım anlatamam, yayın bittikten sonra eve koşup yorgan altına gizlenmek istedim. :))) Makyaj yapalım dediler, yok benim makyajım iyi, iş konuşacağız, abartı olmasın, doğal olsun dedim. Hıh af buyurun halt ettim. Işık gündelik makyajımı yutmuş, bir sarı hayalet olmuşum. Haydi onu geçtik, güya doğal olayım dedim, ne doğalı, süzüm süzüm süzülmeler, ne söyleyeceğini karıştırmalar, euro'ya dolar demeler... offff pek fenaydı pek. Aradaki vtr yayınlanırken koltuktan kalkıp kaçıvermemek için kendimi zor tuttum. Yayın bitti, haftaya görüşürüz demezler mi? Ne görüşmesi yahu, ben bir daha buralara uğrar mıyım? Uğrarmışım... Meğerse tek program değilmiş, önümde 2 hafta daha varmış. Ay öleceğim...
Ertesi hafta cumartesi gecesi sabaha karşı fena halde hastalandım, yayına gitmek şöyle dursun, ayağa kalkamıyorum, Haluk telefon etti, tamam yedek konuklardan alırız, haftaya gelsin dediler. Anladım ki, bu işten kurtuluş yok. Sonuç olarak 21'i pazar yine gittim. Bu sefer akıllandım, makyajımı orada profesyonellere yaptırdım. Ve de yaşasın, ağzım dilim dolanmadan doğru dürüst bir iş çıkarttım. EuroD yayını bitti, dediler ki "hemen atlayın arabaya Atv Avrupa'daki "Yaşam Mimarı" programının yayınına yetişmeniz gerekiyor". Eh o yayın da başarılıydı. Hem de çok eğlenceliydi. Ve nihayet önümüzdeki pazar (4/11/2012) sonuncu yayınla bu defteri kapatacağım. Tecrübe denen şeyin önemini bir kez daha kavrayarak, hayatımda renkli bir anı daha kazanmış oluyorum.

Makyaj konusuna geri döneceğim. Ben makyajı severim, zaten sevmesem bile mecburum. Kaş, kirpik, saç, ten, çamaşır suyuna bandırılmış gibi olunca istersen sevme. Ama bu tv makyajı, makyaj filan değil, resmen badana. Kazayla parmağımı dokunsam izi kalır. Kullandıkları malzemeyle, ben herhalde bir hafta filan, ağır gece makyajı yapardım da, artardı bile. Eve geldim, temizle temizle çıkmıyor. İki kez kremle ovuşturup sildim. Üç kez sabunla derimi yüzdüm, yine de havlum rezil oldu. Ama temizlemeden önce, o makyajla anı olsun diye bir sürü resim çekti Haluk. Hah işte o resimlerden ekleyeyim, böylece yazım resimsiz kalmasın :)))

Bu arada, hâlâ yaz temasında kalmış olan blog temamı sonbahara çevirmek istedim, ama biiir sürü aksilikle karşılaşıp beceremedim. Tam burada yeni arayüzden nefret ettiğimi bir daha yazayım. Sevgili Serdar Bey'e imdat dedim. Sağolsun, o kadar yardım etti ki utandım. Tekrar teşekkür ederim Serdar Bey.

Not: Hobi odamı yerleştirdim sayılır. :)




23 Ekim 2012 Salı

YENİ ARA YÜZDEN NEFRET EDİYORUUUUM

Of ya, bu ne ya, eskisini yeni sökmüşken yapılır mı bu ya.
Gecikmeli de olsa, bloguma sonbahar elbisesini giydirmek istedim.
Özendim, uğraştım, sonbahar teması hazırladım. Ara ki bulasın nereden yapılır.
Neyse buldum. Alçak ne arka planı, ne de kapak resmini kabul etmiyor. Birine kotanız dolu diyor, diğerini iç hata (ne demekse) nedeniyle kabul etmiyor.
Of yaaaaa.
Fazla da kurcalayamıyorum, bozarsam bir daha toparlayamam. Eeee no'lucak şimdi? benim blog hep böyle mi kalacak. Sıkıldım ben.
Bari yaptıklarımı buraya yükleyeyim de hevesim kursağımda kalmasın.



11 Ekim 2012 Perşembe

YENİ BATTANİYE VE UYKU

Killerime hasretim sürüyor. Aslında iyi de oluyor. Bir sürü fikir uçuşmaya başladı. Biraz daha demlenip tortulansınlar bakalım.
Şimdilik gece tv karşısı işimle oyalanıyorum. Zaten gündüzlerimi ofise adadım :)
Kardeşciğime bir battaniye yapmıştım ya, ee enişteciğime yazık değil mi? Bu da O'nun için.
Ebrulî bir yün gördüm, renklerine bayıldım. Ama bu ebrulî yünler örüldüklerinde, yumak halindeki gibi güzel olmuyorlar. Belki bu sefer tersine çıkar umuduyla aldım, ama küçük küçük parçalarda daha da farklı birşey oldu. Bir de aralarına, içindeki renklerden düz renkli yünler de ekleyince, bir curcunadır gidiyor. Bakalım ne olacak. Fakat asıl fena yanı, bu yünler kalın değil. Ancak 5 no şişle örülüyor. Bundan öncekini çok kalın ya da kat kat yaptığım yünlerle 7 no şişle örmüştüm, çabucak bitmişti. Bunu acaba bu sene bitirebilir miyim :))









Yaklaşık böyle bir şey olmasını planlıyorum.
Şimdilik bu kadar oldu. Daha yolum uzun yani. Resmin sağındaki yastıklara dikkatinizi çekerim. Aşağıda neden öyle durduklarının açıklaması var :))

Uyku  kendisine yeni yuva buldu :)) Biz yatana kadar, bütün gece orada, bu pozda yattı. Nasıl şeker bir şey bu velet yahu. O burnunun yanındaki beyaz ponponlar var ya, onları ısırmak istiyorum, kıyamayıp sadece öpüyorum.





5 Ekim 2012 Cuma

Merhabaaaa :) Haberlerim var.

Herkese merhaba. Ne kadar özledim buraları ve sizleri bilemezsiniz.
İş hayatına bir döndüm, tam döndüm. Başımı kaşımaya vaktim olmuyor. Bir de ev taşıma telaşı araya girince tam oldu. Neyse çalışma odam dışında her şey yerleşti, normal hayatımıza döndük. Ama bu konuda Haluk'un hakkını teslim etmek gerekir. O kadar pratik ve eli o kadar çabuk ki anlatamam. O olmasa ben hâlâ koliler arasında yaşıyor olurdum. Aslan koca, çok yaşa :)
Son iki gündür pek bir telaştayım. Emeksensin'de 3 çalışmam birden satılmış. Aldı mı beni bir telaş? Kutu yapmam lazım,.her şey koliler içinde. Üstelik satılanlardan biri, bir fotoğraf çekimi için Ankara'ya gönderdiklerimin arasında. Emeksensin kurallarına göre 3 gün içinde kargoya vermem gerekiyor. Hemen kardeşciğim duruma el atıp çallışmalarımı Ankara'dan bana gönderdi. Bu akşam elime geçtiler. Neyse ki satın alan hanıma durumu anlattığımda çok anlayışlı davrandı.
Bu gün işe gitmeyip kutuları, bulabildiğim malzeme ile yaptım. Fakat, çok zor oldu. Çünki babası gitmesine rağmen benim evde kalmama Uyku çok sevindi, her zaman kucağıma gelsin diye yapmadığım şaklabanlık kalmazken, durup durup kucağıma atladı. O'nun öp beni, sev beni, top at koştur beni, saklambaç oynayalım, o kestiğin şeyin üzerine oturacağım hatta yatacağım talimatlarına, susmayan telefonum ve azzzz sooonra anlatacağım başka telaşım da eklenince tam bir fıttırma günü yaşadım.










İşte Azzz Sooonra haberi:
Bilmeyenler için yazayım. Ben gayrimenkul danışmanıyım. İşim bu.
Eşimle birlikte İstanbul ve yurt dışı ayağıının tanıtım ve pazarlamasını yaptığımız bir proje var. Didim'de, ismi Dedemin Konakları.
Ve Kanal D'nin Avrupa yayını olan Euro D'de Konut Dünyası isimli bir program var.
Bir de benim sevgili arkadaşım, bazı yazılarımda bahsi geçen, çoğunuzun ismini bildiği Nilüfer var.
Son üç cümleyi birleştireyim:
Dedemin Konakları'nı inşa eden şirketin sahibi Nilüfer'in yeğeni. Nilüfer'de işin içinde, Didim'deki pazarlamayı O yapıyor.
Euro D'de ki programda bu projenin tanıtımı yapılacakmış. Bilin bakalım Nilüfer ne yapmış?...
O'nu hiç kıramayacağımı bildiği için, projenin tanıtımını benim yapmamı önermiş.

Sonuç olarak bu pazar, saat 13.00 de başlayacak olan yayına konuk olacağım. Aslında konu benim işim olduğu için sıkıntı çekeceğimi sanmıyorum ama, itiraf edeyim, canlı yayın olması nedeniyle biraz gerildim doğrusu. Bakalım ne olacak. Ahhh Nilüfer'ciğim ah. Öpüyorum seni :)))

26 Eylül 2012 Çarşamba

HAYALET GİBİYİM, HEM BURADAYIM, HEM YOKUM :))

Aynen başlıkta dediğim gibi. Hem buradayım, hem yokum.
Ev taşıma furyasına ben de kapıldım. Evimizi değiştirdik. Bilirsiniz ne sancılı, sıkıntılı bir durumdur. Neyse bitti.
Hobi odam ve internet bağlantımız dışında her şey tamam. Hobi odama henüz giremedim, her şey koliler halinde duruyor. Bu pazar günü oraya girişmek niyetindeyim.
O kolay hallolur da, şu internet meselesine çıldırmak üzereyim. Telefon üstüne telefon ediyoruz, her kafadan ayrı cevap geliyor. Yakın zamanda bağlanır inşallah, yoksa ben onları bağlayacağım.
Gündüz ofiste fırsat bulabilirsem 5 dakika yıldırım hızıyla küçük bir gezinti yapıyorum, kimselere laf yetiştiremiyorum şiştim valla :))) Üstelik oğulcuğumla da skype vasıtasıyla görüştüğümüzden, O'nu da göremiyorum 10 gündür.
Herkese sevgiler, öpücükler, yakın zamanda görüşmek dileğiyle.

NOT: Bloga geldim ki, eski arayüz kalkmış. Şimdiye dek inatla ve değişmez umuduyla eski ara yüzü kullanıyordum. Yeni halini hiç sevmedim hatta nefret ettim.

31 Ağustos 2012 Cuma

ÇOK ŞEKER BİR MUCCUK KEDİSİ.

Hikayesi kısa.
Ofisten arkadaşım Melda onu Abbasağa parkında ağlarken bulmuş. Sağa sola bakınmış ama annesini bulamamış. O parka, sahibi manyak, koca bir rottweiller gelir. Kocaman hayvancağızı küçücük bir evde güya bakar, arada parka çıkarır, insanlara saldırınca vurdumduymaz davranır, tasmasını takmaz. Yanlış yetiştirildiği için garibim vahşi bir köpek olmuş çıkmış. Üstelik sahibi bir kadın. Ben bile korkuyorum ondan. Buncağızı görse bir lokmada yutar da, dişinin kovuğuna gitmez. Neyse konuyu dağıtmayayım. Başına bir iş gelmesin diye kapmış getirmiş ofise. Daha önce Facebook da yuva bulmak için paylaştığım kedilere bakan Eşref Bey'e getirmiş (İlgilenip paylaşmak isteyenler bu adrese buyurup paylaşırlarsa ne çok sevinirim). 3 yavrusunu emziren annecik bu bebeği de kabul edip, onu da emzirmeye başladı. Ama kardeşler hiyerarşiyi uyguluyorlar. Acil yuva bulmamız lazım. Bu bebiş için paylaşım yapmak isterseniz lütfen Facebook'daki bu adrese gelin ve oradan paylaşın. Çünki orada daha çok kişiye ulaşabiliriz.
Ama çok şeker di miiii :)))









9 Ağustos 2012 Perşembe

ORNİTORENK NE DEMENK :)))

Ben bu heyvanı pek severim. Hani bırakın elime alıp sevmeyi, görmüşlüğüm bile yoktur. Tanışmayız. Ama severim.


Bana çocukluğumdan bir hatıradır; Benim yaşımdakiler hatırlar, Resimli Bilgi diye bir ansiklopedi vardı. Kağıdı kalın, el çizimi, renkli resimlerle dolu, anlatımı güzel bir ansiklopedi idi. Yanlış hatırlamıyorsam o zamanların tek renkli ansiklopedisi idi. Ben henüz okula başlamadan çıkmaya başlamış, annem de abone olmuştu. Tam anımsamıyorum, ya her hafta ya da her ay bir fasikülü gelir, her 12. ile birlikte, bir de, sert kapaklı cilt gelirdi. Bu ciltin iç sırtında, 12 tane gerilmiş ip vardı, her fasikül sırası ile orta sayfasından bu iplere geçirilir böylece kolayca ciltlenmiş olurdu, klasör gibi yani. Heyecanla beklediğimi hatırlıyorum, okul öncesi annem bana okurdu, hem de defalarca, masal kitabı gibi. Okula başladıktan sonra da ben kimbilir kaç kez okumuşumdur tekrar tekrar.
(Resim kaynağı: http://www.hocam.com/grup/7346/resimli_bilgi_ansiklopedisi_/)


İşte bu ORNİTORENK arkadaşla tanışıklığımız o zamana dayanır. Çok ilginç gelmişti. Yumurtlayan, gagalı bir memeli hayvan. Üstelik de bana pek esrarengiz gelen Avustralya ve Tazmanya'nın yerlisi. Kafama böylece kazınmış. İsim-şehir-hayvan oynarken, "O" harfinde mutlaka onu yazardım. Hele yeni birileri ile oynuyorsam, "o da ne, atıyorsun" diyenlere pek bir fiyaka yapardım :)) Bu nedenle de ayrı severim kendisini :))
Diğer adı da Pladypus'muş, bunu yeni öğrendim.
İlgilenenler ulu bilge Google amcaya başvurabilirler. Ben sizin için kafayı çaktım, bir link aldım:
http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/ornitorenk


Şimdi nereden çıktı bu ornitorenk meselesi?
Takip edenler, 40 yıllık arkadaşım Kurtuluş'u bilirler. Avustralya'dan dönerken bana üzerinde çok güzel resimler olan bardak altlıkları getirmişti. Hepsinde Avustralya'ya özgü farklı bir hayvan var, modernize edilmiş otantik resimler. İşte bunlardan birinin üzerinde benim eski dostun resmi de vardı.
Çoook uzun aralıklarla, küçük eklemeler yaparak, ve de kafama göre takılarak, bu resimden esinlenerek bir duvar süsü yaptım.






Hmmm şimdi resme bakarken fark ettim, bu garibim nereden nefes alacak? Gagasına burun delikleri açmak lazım. Eh nasıl olsa henüz fırınlanmadı, yaparım.




2 Ağustos 2012 Perşembe

BU BİR "BENİ UNUTMAYIN" YAYINIDIR :)))

Çok boşladım blogu çook. Ama valla kabahat benim değil, yani tembellikten değil. Hayatımın iş hayatı kısmı pek hareketli. Ondandır bu hâlim.
Zaten fikir mikir de yok diye sızlanıp duruyordum ya, bir garip haller başladı. Ama tanıyorum o halleri artık. Nasıl anlatsam... Hani ilk hamileliğin ilk günleri gibi. Ortada bir şey yoktur, ama çok şey vardır. Nedir, neler olacaktır, ne çıkacaktır bilemezsiniz, ama garip duygularla sarılıverirsiniz. Nedensiz, zamansız gerginlikler, bilmediğiniz bir şeylerde yoğunlaşmalar, bir enerji, yerinde duramamalar, aynı anda bir kaç işi birden kovalamalar filan. Ben biliyorum, İlham abi'nin ayak sesleri bunlar. Bunu anlatmak zor oldu ama, hepinizde bu duygunun var olduğunu bildiğimden, anlaşılacağımdan eminim. Ben hep böyle olurum. Bir zaman, beynim boşalır, hiç bir şey üretemem, hayallerim, kafamdaki resimler, fişi çekilmiş abajur gibi sönüverir. Berbat bir dönemdir o. Hele de bir şeyler yapmak istediğiniz zamana denk gelmişse daha da fenadır. Acı çektirir insana.
Tam öyle sıkıntılı döneme girmişken, çalışma hayatım hareketlendi, ve ben iyice uzaklaştım fikir arama çabalarımdan. Odamı bile topladım. Zorlama dönemlerinde yaptığım bir kaç parçayı fırınlamadım bile, öylece duruyorlar. Sadece hafta sonları -o da alışkanlıktan- bir iki yerine dokunup, ertesi haftaya kadar bekleyen bir duvar süsü var o kadar. Ama bünye alışmış durmuyor işte. İçeride bir şeyler mayalanmaya başlıyor, hissediyorum. Yalnız bu maya arkadaşlardan ricam, acele etmesinler. Şu sıralarda fikir filan olgunlaşmasın, işim yoğun ve önemli günlerdeyim. Onların arasında kafasını topraktan çıkaran olursa, kurur gider, hiç uğraşamam.
İşte fırınlanmayı, bitirilmeyi bekleyenler.