AZ LAF, ÇOK İŞ

Polimer kil ağırlıklı, pek çok şeyin resimlenmiş yapım aşamalarını bulabileceğiniz bir blog olmasına çalışıyorum.
Internet kullanmasını bilene, açık bir okul. Pek çok hobim var ve ben bu konuda oradan çok yararlanıyorum.
Bu blog aslında biraz da borç ödemek için. Ben epey yol aldım, şimdi yeni başlayanlara da ben faydalı olayım istedim. Deneyimli arkadaşlar da blogumu severlerse, onlarla da fikir alış-verişinde bulunmak, kadayıfın kaymağı olacak :)

24 Eylül 2013 Salı

BİR DUVAR SÜSÜ, BİR TAMİRAT, BİR TECRÜBE

Duvar Süsü:
Adı Karmaşa. Bu aralar ruhum böyle.
İlk defa bir çalışmamda parmak yaldız kullandım. İlk olduğundan korkak davrandım ama, çok sevdim. Bundan sonra daha akıllıca kullanabilirim.


















Tamirat:
Arkadaşımın vazosu kırılmış, pek de severmiş. Yaşasın polimer kil.






Tecrübe:
Çok şaşırdım çok. Demek ki ne yapmıyoruz? Pişmemiş polimer kili köpük tabak üzerinde bırakmıyoruz. Bunları yapıp köpük tabağın üzerinde bırakmıştım, 15-20 gün durdu. İnanılır gibi değil. Yalnız yanılmamalı ve yanıltmamalıyım. Yaprağın alt, yani tabağa değen tarafındaki yeşil kil, çok kurumuştu, yağ ile yumuşatmıştım Ondan mı acaba? Kaldırırken görmeliydiniz resmini çekemedim, köpük sakız gibi yapışmış. Erimiş kaşar gibi iplik iplik sünüyordu. Pek de güzel bir yaprak olmuştu oysa.

Gayet itina ile oymuş


20 Eylül 2013 Cuma

PLEASE READ: INNOCENT CIVILIAN TURKISH PILOTS KIDNAPPED IN BEIRUT

On August 9th, two civilian airline pilots and their cabin crew completed their regular Istanbul-Beirut flight and took a shuttle bus to their hotel, for their 3-hour rest before the return trip. On the way to hotel, however, the bus was intercepted by armed persons, Captain MURAT AKPINAR and first officer MURAT AĞCA was abducted.
The important point is they have been KIDNAPPED and still being UNDER CAPTIVITY, than who did this to them.
As of this petition, their captivity has reached its 42nd day.
It's not acceptable by any means, that our pilots who have no relation or violation about this situation, being held for more than a month's time. We are demanding Akpinar and Agca's return to their homes and their family in worry and agony.

17 Eylül 2013 Salı

CHANGE.ORG'DA İMZA KAMPANYASI, LÜTFEN DESTEK

Change.org'da imza kampanyası:
Konu: Kaçırılan pilotlarımızın kurtarılması
Muhataplar: Türkiye ve Lübnan Dışişleri bakanlıkları
İmzalamaya çekinmeyin. Siyasi bir içeriği yoktur. 
İki SİVİL Türk pilotu 9 Ağustos'ta İstanbul-Beyrut seferini yaptılar, dönüş seferini beklemek üzere, otellerine gitmek için, kabin ekibi ile birlikte bir servis minibüsüne bindiler. Servis aracı yolda silahlı kişilerce durduruldu, kaptan pilot MURAT AKPINAR ve II.pilot MURAT AĞCA kaçırıldılar. 
Önemli olan, neden ve kimler tarafından kaçırıldıkları değil, KAÇIRILMIŞ ve hâlâ ESARET ALTINDA olmalarıdır. 
Bu imza kampanyasının başlatıldığı gün (17 Eylül 2013) itibarîle esaretleri 39'uncu gününü doldurmuştur. 
Kaçırılma sebebi ile ilgili, hiç bir bağ ve suçları olmayan pilotlarımızın, 1 ayı aşkın süredir esir tutulması kabul edilemez. Akpınar ve Ağca'nın hemen ülkelerine, merak ve ızdırap içinde olan ailelerine kavuşturulmasını bekliyoruz.
----
Please Sign:
Change.org:
On August 9th, two civilian airline pilots and their cabin crew completed their regular Istanbul-Beirut flight and took a shuttle bus to their hotel, for their 3-hour rest before the return trip. On the way to hotel, however, the bus was intercepted by armed persons, Captain MURAT AKPINAR and first officer MURAT AĞCA was abducted.
The important point is they have been KIDNAPPED and still being UNDER CAPTIVITY, than who did this to them.
As of this petition, their captivity has reached its 39th day.
It's not acceptable by any means, that our pilots who have no relation or violation about this situation, being held for more than a month's time. We are demanding Akpinar and Agca's return to their homes and their family in worry and agony.

2 Eylül 2013 Pazartesi

ÇİRKİN SAKSIYA ŞIK ELBİSE (Yayına resim ekledim)








Siyah, çirkin, plastik saksıya şık bir elbise :) Küçük boy tahta karıştırma çubuklarının üzerine basit bir dekupaj, biraz da mikro boncuk. Tataaaam, bitiverdi. Aslında bir kaç tane de kabartma çiçek iyi olur ama üşendim.






Resimlerde büyük bir saksı gibi duruyor. Ama değil. Saksının tabanı, ayçiçeklerinin alt sınırı hizasında. .


Geçenlerde bir gün, işle ilgili bir konuda bir hayli canım sıkıldı, sinirlendim. Olay konumuz dışı. Pek de sıcak bir günün en sıcak saatleri, boşu boşuna o sıcakta uzun ve yokuş bir yolda yürümek zorunda kaldım. Tam adımımı attım, yerde pırıl pırıl koyu yeşil bir yaprak gözüme ilişti, basmaya kıyamadım, üstünden atlayıp yürüdüm. Aklım kaldı, o sıcakta o kadar canlı, son anda kendisini bana gösterdi ezilmekten kurtuldu, sanki ölmek istemiyor gibi. O kısacık anda kafamdan bunun gibi bir sürü şey geçiverdi. Dönüp yerden aldım. Okşadım. Ofise dönmeyip acele eve geldim, sapının ucunu birazcık kesip suya koydum.

Facebookda paylaştım, işi bilen arkadaşlarım direk toprağa ekmemi tavsiye ettiler. Toprak almayı unuta unuta bu güne geldik, nihayet bu gün toprağa ektim. Şimdi büyük bir sevgi ve merakla tutacak mı, tutarsa ne renk çiçeği olacak diye bekliyoruz. Evet bekliyoruz diyorum, ailece bekliyoruz. Ne tuhaf, bazen küçücük bir yaprak insanın içinde yaşayan güzel duyguları hatırlatıveriyor. Facebookda paylaşırken "sokakta yerde bulduğum bu afrika menekşesi yaprağı, hayata tutunup kök salarsa, söz veriyorum bu gün beni çok sinirlendiren kişiyi affedeceğim" diye yazmıştım. Bir arkadaşımın söylediği gibi, evet çoktan unuttum bile. Ama bu menekşe eğer çiçek açarsa, ona her baktığımda onu o sinir bozucu olay sayesinde bulduğumu ve yine onun sayesinde içimde çiçekler açtığını hatırlayacağım. Seviyorum yahu bu yaprağı :)
.....................................

EK: Kabartmasız dekupaj olur mu hiç? İçime sinmedi, bir kaç kabartma çiçek yapıp gelişigüzel yapıştırdım. Bir kaç tane de boncuk, tamamdır. Daha güzel olmamış mı?


30 Ağustos 2013 Cuma

HERŞEYE RAĞMEN İNANÇLA 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.

30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun.
Bizden önceki nesillerin, büyük Atatürk önderliğinde, büyük emeklerle bize hediye ettikleri bu büyük günün değerini yeniden anlama günlerindeyiz.
Çocukluğumuzdaki günlere kadar geri dönmeye gerek yok, çok değil 10 yıl önce sokaklarda nasıl coşkuyla kutlandığını hatırlayın...
Zoraki, asık suratlarla, yasak savarak yapılan törenlere, her seferinde çeşitli bahanelerle engellenen sokak kutlamalarına karşı, sokağa çıkıp, bayraklarımızla, şarkılarla kutlayalım.
Nice zaferlere.


Bu bayramda aramızda değiller. Özgürlüğümüzün kazanıldığı bu bayramda onlar ESİR.
Dün seslerini duyarak (dinlemek için buraya) bir nebze içimize su serpildi ama YETMEZ. Bütün dualarım pilotlarımızın, evlatlarımızın bir an önce yuvalarına kavuşması için.
Buraya tıklayarak Lübnan Dışişleri Bakanlığı resmi Facebook sayfasına gidin ve FREEDOM FOR TURKISH PILOTS yazın. Hergün. Onlar aramıza dönene dek.
Lütfen duyarsız kalmayın, 10 saniyeden fazla zamanınızı almıyor.



26 Ağustos 2013 Pazartesi

HALKA BİLEZİK

Yapmaya, yazmaya resim çekip yayın girmeyi bile unutmuşum :)
Şimdiiii, Tatesal blogundan bir öneri var. Özetle diyor ki; "Paylaşımlarımızı Facebook, Twitter yerine bloglarda yapmaya devam edelim" Hak veriyorum. Bir süredir bloglardaki hareketsizliği de buna bağlıyorum, sohbetler azaldı, bazen bloglara bakmayı unutuyorum bile. Facebook'daki paylaşımlarda buradaki gibi sohbet edemiyoruz. Orada bir beğen tuşu var, kuru bir tık, işlem tamam. Burada soruyoruz, öğreniyoruz, bazen dertleşiyoruz. ben burayı daha çok seviyorum. Hobi paylaşımlarımı artık sadece blogumda yapacağım. Belki 1-2 ay sonra resimleri Faecbook'da ki profilime ve Nivva'ya da atarım.


Bir formül buldum. Blogda yayınlayacağım şey her ne ise, onun resminden bir minik parçayı Facebook'a atacağım, tamamını görmek isteyen buraya buyuracak. Nasıl? :)))




Gelelim sadede.
Uzun zamandır halka bilezik yapmayı planlıyordum. Bir deneme yaptım. Birleşme yerleri olması gerektiği gibi muntazam olmadı. Yaparken yanlış yol izlediğimi fark ettim ama, fark ettiğim aşamada geri dönüş yapamadım. Neyse dedim ya, bu deneme.
İki parçadan oluşuyor, içinde lastik var, böylece kolayca takılıp çıkarılabiliyor.

Tamam sustum resimlere geçiyorum. Ha siz Uyku'yu da özlemişsinizdir. Buyrun o zaman bir taşla iki kuş.




12 Ağustos 2013 Pazartesi

KOLAY SANDIM, ALDATILDIM :)))

Bir şeyler yapıp biraz oyalanayım dedim.

Facebookda bu resmi görünce amanın tam benlik, ne kadar kolay diye atladım.
LİNK BURADA














Aman ne kolaymış !!!!!!!
Böyle bir ucube oldu.















Ben onu öyle bırakır mıyım hiç? :)))


Elyaf saçlar ve biracık boya... ta taaaam..
Zavallıcığım. Bak öbürü masum bir aşçı oldu. Senin kaderin de, benim elime düşüp Vardar Ovasının rakılı versiyonunu dinlemiş Bülent Abi'ye dönmekmiş, kader bu naapican, çekecen :)))



Biraz da Einstein'a da mı benzemiş ne? :))





11 Ağustos 2013 Pazar

LÜTFEN DESTEK VERİN: FREEDOM FOR TURKISH PILOTS

İki gündür gözüme uyku girmiyor desem yeridir.
Bu adamlar neredeler ne yapıyorlar, işkence görüyorlar mı? Sağ salim yuvalarına kavuşacaklar mı?
Bazı gazetelerin yazdığına göre 1 aydır bu tarz tehditler alınıyormuş. O zaman bu insanlar hiç bir güvenlik önlemi alınmadan nasıl yatılı olarak gönderilir? Bir minibüse bindirilip 70 yaşındaki şöföre nasıl emanet edilebilir?
En az 50 yere yazdım, facebook'da belki sizleri bıktırdım. İki gündür destek bulabilmek için çırpınıyorum, tırmalıyorum. Benim çocuğum 24 saatle kurtuldu bu durumdan. Oh bizim başımıza gelmedi diye kenara çekilip duramıyorum.
Buradan tekrar rica ediyorum. Facebookdaki Lübnan Dışişleri Bakanlığının resmi sayfasına (LİNK BURADA) pilotlarımızın bu resmini gönderin. Yazabildiğiniz kadar çok FREEDOM FOR TURKISH PILOTS yazın. Yoğun kamuoyu baskısı her zaman işe yarar.
Tek başıma yeterli olmama imkan yok. Yoğun desteğinize ihtiyaç var. Lütfen 2-3 dakikanızı ayırın. Her gün yapın bunu.
İsterseniz aşağıdaki resmi kopyalayıp gönderin, isterseniz facebookdaki bu resimli paylaşımın linkini kopyalayıp yapıştırın LİNK BURADA

LÜTFEN DUYARSIZ KALMAYIN

7 Ağustos 2013 Çarşamba

ESKİMİŞ EKMEK KUTUSUNA DEKUPAJ VE HAMUR KABARTMA

Ekmek kutum eskimişti. Kapağını tutturan çivilerin olduğu yerler de kırılınca el atmak şart oldu.
Arka plandaki deseni kendim hazırlamış ve daha önce ıvır zıvır kutusu kaplamıştım. Kedi kardeşlerin deseninden isterseniz BURAYA buyrun.

Tam her şeyi hazırlayıp masama oturdum bir de ne göreyim, hamur çok az kalmış. Ben bir paket daha var sanıyordum. Hangi hobici bir şey yapmaya karar verir de, önüne çıkan engele boyun eğer. Şiddetle direnirim bu duruma :) O zaman istikamet mutfak. Un, nişasta, formika tutkalı ile hamurumu yaptım. Zaten eskiden hazır kabartma hamuru mu vardı? Tembelliğe alıştırıyorlar bizi :)

Hani kabloları duvar kenarına sabitlemek için oluklu plastik aparatları olan çiviler vardır ya, Kapağın içine onlardan çaktım, Dış yanlardan taktığım vidalar bu olukların içine girerek kapağın yeniden hareket edebilmesini sağladılar. Bu işlemi baştan yapmayı unutup, her şey bittikten sonra yaptığım için vida başları ortada kaldı, birer yaprak yapıştırıp gizledim.

Benzer desenle 3 tane kavanozu da giydirip, üzerinde konuşlandıracağım.
1.si sert kabuklu meyve çekirdekleri için. Çöpe atmıyoruz, biriktirip kasım ayında uygun yerlere atıyoruz. 1 tanesi bile tutsa kârdır.
2.si kardeşciğimin bir projesi varmış, metal kutu açma anahtarlarını biriktiriyoruz.
3.sü Uyku'nun kuru  mama kabında artan mamaları biriktirip sokaktaki pisilerimize götürüyoruz.






Bu kadar yüreği yanık anne varken, ailelerinin bir ferdi esir tutulurken, kalplerimiz üzüntü ve öfke doluyken, nasıl olur bilmem ama, adet olmuş söylüyoruz...
İyi bayramlar


25 Temmuz 2013 Perşembe

SERBEST KÜRSÜ - ÇOK ÖFKELİYİM... BÜTÜN KADINLAR GİBİ...

EK: Bu yayını serbest kürsü ilan ediyorum. Lütfen yorumlarınızı yazın. Birbirimize destek olalım, çevremizi uyandırabilmek, bilinçlendirebilmek için neler yapabiliriz? 

Tarihe not: 
Ömer Tuğrul İnançer denilen "şey", "hamile kadının dışarda dolaşması terbiyesizliktir" diye kusmuştu.


*******************


Ortalıkta gördüğünüz, gizlenmeyen hamile kadınlar mutlu kadınlardır. Evet isteyerek sevişmiş, sevgi ile hamile kalmıştır. O güzelim karnın içinde, bütün sevenlerin heyecanla, sevinçle yolu beklediği bir bebek büyümektedir. Bu masumiyet, bu sevgi neden saklanacakmış? Estetik anlayışı kapalı kapılar ardında 90-60-90 la sınırlı olanlar pek anlayamaz ama, hamile kadının güzelliği bambaşkadır, mutluluktan parıldar.



Ama hâlâ ortalıkta elini kolunu sallayarak, ağızlarından salyalar akıtarak dolaşan iğrenç pislikler tarafından tecavüze uğramış, hamile bırakılmış günahsız küçücük çocuklar saklar karınlarını. Onun karnındaki bebeği kimse istemez, o zavallı küçücük çocuk sebebini bilmeden suçlanır. Çoğu zaman tecavüz edildiği için öldürülür. Onun için saklar karnını.



Siz;
Ağzına ampul alıp tepinenleri ayıplayın, pek estetik durmuyor.

Siz;
Kendisini kıllığa layık görenleri ayıplayın, mide bulandırıyor.

Siz;
Meâlen, “İmzalı üye olmak, tepedekiyle nikah kıymakla eşdeğerdir”
diyecek kadar hayâdan uzak kadınları ayıplayın.
Hiçbir meşrebe sığmıyor.

Siz; Nikahın ortasında “3 çocuk, 5 çocuk, haydiii” diye höykürerek gelini damadı mahcup eden hayasızları ayıplayın.

TV kameraları önünde, “1 çocuğum var” diyen adamı, gözlerini devire devire kınayıp, “olmaaaaz bas gaza” deme bayağılığını gösterenleri ayıplayın.

Ha eğer kulak kanalı yoluyla tüp bebek yapılıyorsa, benim ondan haberim yok.

Muhterem, size hakaret bile etmeyeceğim. Fakat sizin gibiler için bazen üzülüyorum, hayata hep belden aşağı bakmak çok ızdırap verici olmalı.


Şunu bilin, böyle insanın kanını oynatan, sinirlerini kemiren gündemler yaratıldığında, sadece oraya kanalize olup, diğer ve çok önemli konuları gözden kaçırıyor değiliz. Perdeleri aralayıp bakmayı, uvertürün arkasından gelecek olanı beklemeyi öğrendik artık.

Hâlâ söylediklerini duymayan varsa buyrun dinleyin.
http://www.youtube.com/watch?v=9JYO7cMZ5Y0

30 Haziran 2013 Pazar

#DİRENGEZİ - TÜM SAYGIMLA (#OCCUPYGEZİ - WITH ALL RESPECT)

Aslında bir şey yazmaya elim varmıyor. Mutluluk ve umutla başladım. Her gün farklı bir şey ekledim.Yapılanlar umudumu öldüremedi ama canlar aldı. Son kuşu yaparken hıçkıra hıçkıra ağladım.
Sadece saygı ifadesi olarak yayınlıyorum.









26 Haziran 2013 Çarşamba

KARMAKARIŞIK BİR YAYIN

En Üst Not: Bu gün "yayınla" düğmesine basmaya karar verdim. Karmakarışık bir yayın. Düzeltmeme imkan yok. Ülkem düzelme konusunda karar verip ayağa kalktı, varsın bu yazı da dağınık kalsın.

Üst Not: Bu yazıyı Nisan ayının ilk haftası yazmaya başladım. Zaman zaman gelip bir şeyler yazıp bırakıyorum. Yayınlar mıyım, ne zaman yayınlarım bilmiyorum. (21.06.2013)


**********************

15 Nisan 2013
9 aydır sizlerden bir şey gizliyorum :) Açıklamaya başlamak için iyi bir gün, zira bu gün benim doğum günüm :)
Çok önemli bir şey. Off nereden başlasam bilmiyorum. Haberiniz olsun, uzun bir yazı olacak galiba. Zira heyecanım, kulaklarımdan fışkırıyor :)))
9 ay... Hamilelik süresi. Ve yine neredeyse aynı heyecan, aynı bekleyiş. Sonunda da bir tür bebek :))

"From Polymer To Art" isimli bir dergi. Kökeni Hollanda. Üstelik gerçek bir dergi. Sanal değil. Bildiğimiz kağıt. Elimize alıp, kokusunu hissedebildiğimiz, sayfalarını çevirebildiğimiz, kütüphanemize koyabildiğimiz türden.
Yıllarca saklayabileceğimiz, yanından her geçişte sevgiyle dokunabileceğimiz, okşayabileceğimiz türden...
Şimdi, "bir insan neden gidip gelip, bir dergiyi okşar ki?" diyeceksiniz.

Dijital yayınları da geçen yıl başlayan dergi, henüz Türkiye'de satılmıyor. Ama dünyayı küçülten internet sayesinde, uzun zamandır varlığını biliyorum. Konusunda önemli bir dergi. Polimer kil konusunda çalışan sanatçıları ve çalışmalarını tanıtan bir konsepti var.

Saskia Veltenaar - Marjon Donker
Ağustos 2012 de bir mail aldım. Marjon Donker ve Saskia Veltenaar isimli iki hanımdan. Ve evet, Marjon ve Saskia, "From Polymer To Art" (facebook sayfası burada) dergisinin sahibeleri olan hanımlar. Beni çok mutlu eden iltifatlarla birlikte, belirledikleri temaya uygun, yapım aşamaları ile resimlenmiş bir çalışmamı, dergilerinde yayınlamak istediklerini yazmışlar.

Elbette çok sevindim ama, bir o kadar da üzüldüm. Çünkü o tarihlerde ev taşıma telâşında idim. Bütün killerim bir kutunun içinde idi. Yeni bir çalışma yapmak mümkün değildi. Özür diledim.

Araya çok çeşitli konularla dolu, yoğun bir dönem girdi ve utançla söylüyorum ki, unuttum :(

2013 Ocak ayında gelen yeni mail ile bu utancım katlandı, katlandı, kocaman oldu. Büyük bir nezaketle, "yeni evinize yerleştiniz mi?" diye hatır sorarak, mayıs ayı sayısının yayın hazırlığı için tarihin yaklaştığını hatırlatmışlar. Bununla da kalmayıp, blogumu gezmiş, "SU" temasına uygun bir çalışmamı tespit etmişler. Hani biraz sulu göz olsam, oturup hüngür hüngür ağlardım, o derece duygulandım.

Gerçekten de, en sevdiğim çalışmalarımdan birini seçmişler. Biraz da kendimden bahsetmemi istemişler. En zor kısmı bu idi. Mahcubiyetten yanaklarım yana yana bir kaç cümle yazabildim ancak.

Şubat ayından beri heyecan içinde, mayısın gelmesini bekliyorum. Beklemek ne demek, adeta doğum sancısı çekiyorum.

Bu gün bu kadar. Bundan sonra gelişmeler oldukça buraya notlar halinde yazacağım. Çünki heyecandan toparlayıp da yazmakta zorlanıyorum.

*****************

30 Mayıs 2013
Inınıııııııın :)
Ekinde bu rozet olan bir mail geldi. Dergi basılmış :)  Yani en azından basıldığını öğrenmiş oldum. (http://www.frompolymertoart.com/c2111715/nr-2-2013-water/)












Yani bebek doğdu. Şimdi kucağıma almak için gün sayıyorum. Çünki çok hoş bir jestle, bana derginin bu sayısından bir tane göndereceklerini söylediler.

*************

12 Haziran 2013
Bu yazıya düştüğüm son nottan beri büyük üzüntüler yaşadık ve umutlar yeşerttik. Heyecan ve sevinçle beklediğim bu kişisel konu önemini kaybetti. Başka ve önemli toplumsal heyecanlar çiçek açtı. Çok önemli günler yaşıyoruz. Bu gün itibarîyle, yarın ne olacak bilmiyorum. Umutsuz değilim. Tarih kitaplarına geçecek olan bu dönemi yaşadığım ve kendimce elimden geldiğince katkıda bulunduğum için mutluyum. Yeni anlayışlar, fark edişler doğduğu için mutluyum. Gençler mi birden büyüdü, bizler mi gençleştik bilmiyorum ama kuşak farkı denen şey, en azından bazılarımız için ortadan kalmış gibi.

*******************

Aynı fikirde olmadığım kişilerden bazı mesajlar aldım, isterdim ki benim açıkça blogumda "muhatabına" yazdığım mektup için yaptıkları yorumları o yazının altına yazsınlar, açık olsunlar. Nedense bunu yapamadılar, özel mail atmayı tercih ettiler. O mailleri ilgili yazının altına yapıştırabilirdim, ama tercihlerine saygı gösterdim, dışarıya açmadım. Ümit ediyorum ki bunun manasını kavrasınlar, "saygı göstermenin", birbirimize kırılmadan dostça yaşamanın ilk şartı olduğunu fark etsinler.
Fakat şunu da açıkça söylemek istiyorum: Tavrım, tarzım açıkça ortada.Buna anlamayacak olanlarla, ne gerçek ne de sanal dünyada ahbaplık yapmak istemiyorum.
Ne benim, ne çocuğumun yatak odasına kadar girme, kaç çocuğu ne şekilde doğuracağı talimatını verme cür'etinde bulunulmasına iznim yok.
Gözüme baka baka yalan söylenilmesine tahammülüm yok.
Kendisini padişah, halkı tebâsı sananlara müsamaham yok.
Yitip giden canlar için canı yanmayanlara söylenecek şey çok, ama benim artık onlara sözüm yok.

****************

Artık bu yayının başlangıç konusu hakkında içimden yazmak gelmiyor. Yazdıklarımı da yayınlar mıyım bilmiyorum. Dergim geldi. Nokta