AZ LAF, ÇOK İŞ

Polimer kil ağırlıklı, pek çok şeyin resimlenmiş yapım aşamalarını bulabileceğiniz bir blog olmasına çalışıyorum.
Internet kullanmasını bilene, açık bir okul. Pek çok hobim var ve ben bu konuda oradan çok yararlanıyorum.
Bu blog aslında biraz da borç ödemek için. Ben epey yol aldım, şimdi yeni başlayanlara da ben faydalı olayım istedim. Deneyimli arkadaşlar da blogumu severlerse, onlarla da fikir alış-verişinde bulunmak, kadayıfın kaymağı olacak :)

14 Nisan 2014 Pazartesi

KIBRIS YOLCUSU

Kıbrıs'tan bir bey, Kükreyen Aslan isimli modelden (telefon kılıfı) siparişi verdi, bir de aynı modelden kolye istedi. Doğrusu, modeli kolye olacak kadar küçültünce kabartmalarını becerebilir miyim diye tereddüt ettim. Ama sonuç sandığımdan iyi oldu. Sahibi güle güle kullansın.

Kolye ve Samsung Note-II için hazırladığım telefon kabı

Kolye tabanını bakır renkli polimer kilden yaptım. Kenarlara bakır şerit geçirdim

Tertemiz bir çalışma oldu

Telefon kılıfı - Detay

Telefon kılıfı - Detay

Telefon kılıfı - Detay



3 Nisan 2014 Perşembe

ÇİRKİN PLASTİK SAKSILARA SAVAŞ AÇTIM :)

Bizim sitede bir bekçi var. Adı Özcan. Nasıl çalışkan bir adam görmelisiniz.
Taşındığımızda, bahçede azmış sardunyaların renklerine bayıldım, "bunları budarken bana 1-2 dal getiriver" demiştim. Saksıya dikip öyle getirmiş sağolsun. Fakat şu plastik saksılardan nefret ediyorum, hele siyahından. Çiçeğin güzelliğini bile öldürüyor. Zaten salonda bunlardan dev gibi iki tane var, bir türlü elim değmedi. Biraz da büyük olduklarından cesaret edemedim. Eh buncağız da pek küçük sayılmaz, yapayım da elim alışsın dedim.
Gerçekten kendim de beğendim. Resimleri pek iyi çekemedim. Bir kaç kat kabartma var. Bu arada Rich'in metalik ve extra metalik akrilik boyaları harika. Extra metalik sarı, altın yaldız gibi. Daha önce böyle geniş alanda kullanmamıştım. Çok beğendim.
Buyrun resimleri diyeceğim ama, öncelik Uyku'nun :)
Tam resimlemeye hazırlandım, birden ekrana giriverdi, önce O'na bakın da gönlü olsun :))) Hem malum son günlerde onlar başrolde  >:)








20 Mart 2014 Perşembe

BİR SEVGİLİ ARKADAŞA :)

Şaşırma duygumu yitirmediğime sevinmeli miyim, yoksa her gün "yok, artık bundan daha fazlası olamaz" dedirten olaylara üzülmeli miyim? Sinirlerimi aldırtıp, çiçek-böcek, o lâ lâ diye dolaşmalı mıyım, yoksa tansiyonumun oynamasına, midemin bulanmasına aldırmayıp, elimden geleni yapmalı mıyım? Sorulara gerek yok aslında, sinirlerimin kemirildiğini hissetsem de, doğru bildiğimi yapmaya devam.
Ama bazan boğulmamak için, gündeme bir nefeslik molalar gerek.

Taşınma ve sergi bitti ve sonunda, yeni çalışma odamda ilk işimi yaptım.
Nasıl keyifli çalıştım anlatamam, hem çok özlemişim, hem sevgili bir arkadaşıma geciken bir hediye. Pazartesi kargoya vereceğim. Umarım O'da sever.



Konu saksıdan açılmışken, hatırlarsanız, önceki yayınlardan birinde, saksıda ayçiçeği yetiştirmeye karar verdiğimi söylemiştim. Çimlensinler diye bir kaç çekirdeği nemli pamuk arasına yerleştirmiştim.İki gün sonra baktığımda hepsinden minicik uçların çıktığını gördüm.

10 gün sonra böyle oluverdiler. Pamuğun altına kök salmış. Kökleri zedelememek için pamukla beraber gömdüm.
Bir tanesini büyükçe bir saksıya diktim. Ne kadar hızlı büyüyor :)

Gelelim Uyku'nun durumuna. Benim koca gözlü oğlum kara sevdaya düştü. Sitenin bahçesinde beslediğimiz kediler içinde bir güzele sevdalandı. Adını Tombul Nebahat koydum.

 Tombul Nebahat alt kattaki balkonun altında tombullaşmaya devam ederken, bizim oğlanın durumu böyle:

Ah ah, durumu çok acıklı. Nasıl ağlıyor, içim parçalanıyor. Bu yetmezmiş gibi, sitenin delikanlıları, apartmanın kapısını açık buldukları anda soluğu bizim kapıda alıp, Uyku'ya dayılık taslayıp gözdağı veriyorlar. O arada kapının önüne de işaret bırakmayı ihmal etmiyorlar tabii. Onlar işaret bırakınca Uyku çıldırıyor, sabaha kadar avaz avaz. Küçücük bedenden o ses nasıl çıkıyor yarabbî.
Elimde vileda, nöbetteyim. Deterjan, çamaşır suyu, sirke, ne bulursam kapının dışını silmekten iflahım kesildi.

Apartman kapısına durumu anlatan bir not yazdım, kapıyı açık bırakmayın diye ricada bulundum, umarım komşular açık kapı alışkanlıklarından vaz geçerler. Zira Uyku stresten hastalanacak diye korkuyorum. Ve sanırım yolumuz kısırlaştırma ameliyatı için veterinere düşecek :(

Banu'cuğum hobi odamı görmek istiyordu. Buyrunuz. Tabii bu çalışmaya başlamadan önceki hâli. Yakında tımarhaneye çeviririm :) Nasıl resim çektiysem :))) O aydınlık köşe pencere. Önümde de güzel bir ağaç var.

4 Mart 2014 Salı

BAZI HABERLERİM VAR :)


Ayçiçeğine bayılırım. Neden ayçiçeği denmişse, adı güneş çiçeği olmalıydı. Bazıları günebakan diyor daha doğru bir ad.
 Neyse, bu güzel, kocaman çiçeği saksıda yetiştirme hevesine kapıldım. Öyle ya mevsiminde tarlalardan çok uzak yerlerde bile yol kenarlarında kendi kendine ortaya çıkıyorlarsa, neden saksıda da yetişmesin? Kuruyemişçiden çiğ çekirdek aldım. Satıcı siyah mı beyaz mı deyince, hangisinin çiçeği daha büyük olur bilmediğimden ikisinden de aldım. Google amcaya başvurdum, çoğunlukla çekirdeklerin pamuk içinde çimlendirildiğini gördüm. Ama kabuğunun nasıl olması gerektiği konusunda bilgi bulamadım. Aklıma gelen üç ihtimali de uyguladım. Sağlam kabuklu, çatlatılmış kabuklu ve kabuğundan çıkarılmış çekirdekleri nemli pamuklara yatırdım. Kabın kapağına da delikler açtım. Bakalım ne olacak.







Çiçek hevesinden söz açılınca, benim şu sokakta bulduğum menekşe yaprağımın son durumunu da göstereyim dedim. Artık çiçek açması yakındır herhalde.Bu yaprakçığın hikayesi burada








Bazı haberlerim var demiştim değil mi :))) Burada hayatımızda ilkler yaşıyoruz. Geçenlerde çok faal bir hanımla tanıştık. Yaşsız kadınlardan. Bakımlı, hoş, cıvıl cıvıl. Sohbet arasında "Cumartesi koromuz var beklerim" dedi. Biz de konser sandık sevinerek gittik. Aaa meğer yeni bir koro kuruyorlarmış, bizi de koroya dahil olmamız için davet etmişler. Kendimizi apar topar korist olarak bulduk :))) Eğlenceli, değişik bir durum. Hocamız TRT İzmir radyosu sanatçılarından Zeki Eroğlu. Ud çalıyor. Bir de şimdi adını anımsayamadığım bir bey var. Hem avukat hem kanunî. Şimdilik hoş geldi, sonra ne olur bilemiyorum :)
Koroda tanıştığımız bir başka hanım, 8 Mart kadınlar gününde kadın sanatçıların katıldığı bir karma sergi açacaklarını söyledi ve beni de davet etti. Anneler derneği düzenliyormuş. Dernek başkanı ve üyeleriyle tanıştırdı. Sergi stand sayısının az olması nedeniyle ben katılmamak istedim, öyle ya, dün gel, pat diye ortaya çık... utandım. Çalışmalarımın sergide bulunması için ısrar ettiler. Utana sıkıla ve de doğrusu memnuniyetle kabul ettim. Bu katıldığım ilk sergi olacak. Ve Sevgili Gülsüm'ün kulaklarını çınlattım. Bana sergi aç, sergiye katıl diye hep gaz veriyordun ya, buyur bakalım :)))

Bu günlük bu kadar. Mutlu kedi Uyku ile günü kapatıyorum.Öpüldünüz.


23 Şubat 2014 Pazar

KUŞADASI'NDAN SEVGİLERLE

Gittik, geliyoruz derken bir de baktık ki Kuşadası'na geleli 2 hafta olmuş bile.
Taşımacıların yükleme yaparken, yemek masasının bacağını kırmalarını, demonte etmeye üşendikleri gardroplar yüzünden kamyona sığdıramadıkları çalışma masamı sokakta bırakmalarını, indirme yaparken de, bir gardrobu parçalamalarını, büyük balkon kapısının camını kırmalarını saymazsak, vukuatsız şekilde geldik.

Uyku için endişeleniyorduk, malum kediler yolculuğu da, ev değiştirmeyi de hiç sevmezler. Ama benim küçük fıstığım yolculukta hiç sorun çıkartmadı. Kocaman taşıma kutusunun içinde hiç sesi çıkmadı.

Harika arkadaşlarımız var, Nilüfer İzmir'den telefonla bizde talimatlar yağdırdı :) Saat başı tekmil aldı :)
Nilgün seyahatte olmasına rağmen telefonla, biz gelmeden evin temizliğini yapacak temizlikçiyi organize etti. Eşyalar geldikten sonra resmen günlerce bizimle birlikte mesai yaptı. Kolileri açtı, yerleştirdi.
Didem temizlikciyi, malzemeleri alıp eve getirdi. Ve tabii her ikisi de öyle bir talimat vermişler ki, geldiğimizde ev pırıl pırıldı.
Ve tabii Kurtuluş. Bize 1 saat mesafedeki köyünden koştu geldi. Dostlarımız sayesinde pek keyifle ve kendimizi hiç yormadan çabucak yerleştik.
Canlarım hepinize sonsuz teşekkürler.

Alışması kolay bir yer burası. Hele bu mevsimde kalabalık da olmadığından daha da keyifli. Sadece su durumunu yadırgıyorum. Musluktan akan su ile bırakın çayı yemek filan yapılamıyor. Tuzlumsu bir tadı var. Hoş bu kadar kuraklık içinde, bulduğumuza şükretmeliyiz o da ayrı mesele.

Bundan sonrası resimlerle anlatım :)

Kamyona eşyalar yüklendi, biz de üzerimizi değiştirip arkalarından yola çıkacağız. O da ne? Adamlar benim yolda giyeceğim ayakkabıların olduğu valizi de almışlar. Böyle gittim iyi mi :) Yolda bir şeyler yemek için durduğumuzda Haluk'a şu halimin resmini çekmelisin dedim. Üstümde kışlık giysiler altımda şıpıdıklar. Çekmedi, "seni rezil edemem, gönlüm razı gelmez" diye de dalgasını geçti.

Uyku'nun yeni evdeki ilk dakikaları.
Kutusundan çıktığı anları videoya çekmeliydim. Karnı yerde, tırtıl gibi sürünerek bütün evi dolaştı, sonra da kendisini en emin bulduğu yere gizledi :D







Kurtuluş'la Haluk bana çalışma masası yapıyorlar

Burası elektrik idaresinin olduğu yer. Önündeki avlumsu yerin ortasını mekan tutmuş bir güvercin kolonisi var. Hepsi birbirinden güzel. Beyazlar, kahverengiler, benekliler, simsiyah tüyleri güneşte pembe yeşil parlayanlar, paçalılar. Haluk devir işlerini hallederken onları seyretmeye doyamadım.




Yolların kenarına hep bu turunç ağaçları dikilmiş. Üzerleri pıtrak gibi dolu. Hiç kimse toplamıyor. Meğerse turunç egzos gazını emermiş, onun için dikilmişler, zehir emdiği için de yenmezmiş.İyi ki öyle. Yoksa hem bu güzel ağaçlar buraya dikilmezdi, hem de üzerlerinde bir tane bile meyve kalmazdı.







Bu sokağı keşfettiğim iyi oldu. Enstitü Pazarı diye bir dükkan var. El işi ile uğraşanların uğrak yeri. Ham mdf objeler bile var. Hemen girip şöyle bir dolaştım, kartlarını aldım. Acil durumlarda işe yarayabilir.














Bu resimler bu sabah yaptığımız uzun yürüyüşten.



Yürüyüş sonunda limana (burada port diyorlar :)) dönüp oturduğumuz çay bahçesinden. Kocaman kefaller. Kıyıda onları avlamak için olta başında bekleyenlere resmen nanik yapıyorlar.


Eve dönerken burnumdan girip bütün damarlarıma yayılan sümbülün kokusuna dayanamadım. Uyku'yu da çarptı o muhteşem koku. Uzun süre başından ayrılmadı. Boynunu gıdısını sürtüp durdu.Şimdi sümbül kokuyor benim oğlum :)))






Özetle, iyiyiz, keyfimiz yerinde çok şükür. İkimiz de sizi öpüyoruz.






27 Ocak 2014 Pazartesi

YENİ CİCİLER, FISTIKLAR VEEEE HOŞÇAKAL İSTANBUL

Evet, hoşçakal İstanbul. Yordun bizi yahu. Aslında sen değil, adı İstanbul kalmış olan bu tuhaf şehir yordu.Yok yok o da değil, senin İstanbul olduğunu fark etmeyenler yordu. Güzelliğinin farkına varmadılar, çirkin bir yaratık yaptılar seni. Orandan burandan sivilce gibi pörtleyen kuleler, o güzel yüzünü şark çıbanı gibi oyan betondan parklar, yemyeşil saçlarını kökünden kazıyıp seni kel bırakanlar. Gül kokulu nefesin artık egzos kokuyor, kibarlığının yerinde odunlar dolaşıyor. Yazık sana.
Gidiyoruz buradan. Kuşadası'a taşınıyoruz. Baktım da orada da ağaçlar kesilip evler yapılıyor, hatta yapılmış bile. Gidelim bir yerleşelim de, orada savaşma yolları arayalım :)
O nedenle bu belki blogumda İstanbul'dan yaptığım son yayın olabilir. Malum toplanma taşınma zor iş, epey vakit alıyor.
Şimdiiii gelelim yeni cicilere.
Fuardaki en büyük kazanımlarımdan biri de sevgili Ezel Hanım. Şeker köpüşü KÖPÜK'ün resmini telefon kılıfına uygulamamı istedi. Ezel hanım tam bizi gibi. İflah olmaz bir hayvan sever. Köpük öyle cins köpek filan değil, sokaktan alınma. Ne güzel değil mi?

Ah tam da yeri gelmişken bir parantez açayım: Ezel Hanımın sokakta baktığı kedilerden biri yavrulamış. Anne ve bebişleri yuvalandırmış, bir tanecik güzeller güzeli bir kız kalmış, şimdilik kısa bir süre için geçici yuvasında kalıyor. 6 aylık, kısır, aşıları tam, karnesi var, kibar, kucak ve muccuk kedisi. Üstelik 2-3 ay anne sütü ile beslenmiş. Yani çöpsüz üzüm mü dersiniz, yeme de yanında yat mı dersiniz artık siz karar verin. Adı NİSAN. Buraya bir resmini koyuyorum, diğerleri akşam facebook'da yayında olacak. Haydi bir elverin de şu bebişe bizler gibi bir anne bulalım.



Parantezi kapattım, devam ediyorum.
En zevk alarak yaptığım çalışmalarımdan biri oldu. Ben de kendime Uyku'nun resmi ile bir kılıf yapacağım.


Son halini resimlemeyi unutmuşum,
kenarları boncuklandı

 























Madem dekupaj kabartma ile başladık, öyle devam edelim. Bıçaklığımın odun görüntüsünden bıktım, iki arada bir derede adam ettim. Daha önce yenilediğim ekmek kutusuna takım oldu.




Veee nihayet polimer kil kolyelerim. Ay bunları pek özlemişim.
Önemli not: 1 ve 3 çiçeklerin (yani nilüfer hariç) tasarımı bana ait sayılmaz. Vaktiyle internette gördüğüm iki modelden esinlendim. Hatta esinlenmeyi de aştım demek daha doğru olur. Ne yazık ki şimdilik orjinallerini bulamadığım için yayınlayamıyorum. Ama kolyeye dönüştürme kısmındaki tasarım benim.







Bu modelin farklı renkte olanını fî tarihinde bir kez daha yapmıştım. Burada