AZ LAF, ÇOK İŞ

Polimer kil ağırlıklı, pek çok şeyin resimlenmiş yapım aşamalarını bulabileceğiniz bir blog olmasına çalışıyorum.
Internet kullanmasını bilene, açık bir okul. Pek çok hobim var ve ben bu konuda oradan çok yararlanıyorum.
Bu blog aslında biraz da borç ödemek için. Ben epey yol aldım, şimdi yeni başlayanlara da ben faydalı olayım istedim. Deneyimli arkadaşlar da blogumu severlerse, onlarla da fikir alış-verişinde bulunmak, kadayıfın kaymağı olacak :)

11 Ekim 2012 Perşembe

YENİ BATTANİYE VE UYKU

Killerime hasretim sürüyor. Aslında iyi de oluyor. Bir sürü fikir uçuşmaya başladı. Biraz daha demlenip tortulansınlar bakalım.
Şimdilik gece tv karşısı işimle oyalanıyorum. Zaten gündüzlerimi ofise adadım :)
Kardeşciğime bir battaniye yapmıştım ya, ee enişteciğime yazık değil mi? Bu da O'nun için.
Ebrulî bir yün gördüm, renklerine bayıldım. Ama bu ebrulî yünler örüldüklerinde, yumak halindeki gibi güzel olmuyorlar. Belki bu sefer tersine çıkar umuduyla aldım, ama küçük küçük parçalarda daha da farklı birşey oldu. Bir de aralarına, içindeki renklerden düz renkli yünler de ekleyince, bir curcunadır gidiyor. Bakalım ne olacak. Fakat asıl fena yanı, bu yünler kalın değil. Ancak 5 no şişle örülüyor. Bundan öncekini çok kalın ya da kat kat yaptığım yünlerle 7 no şişle örmüştüm, çabucak bitmişti. Bunu acaba bu sene bitirebilir miyim :))









Yaklaşık böyle bir şey olmasını planlıyorum.
Şimdilik bu kadar oldu. Daha yolum uzun yani. Resmin sağındaki yastıklara dikkatinizi çekerim. Aşağıda neden öyle durduklarının açıklaması var :))

Uyku  kendisine yeni yuva buldu :)) Biz yatana kadar, bütün gece orada, bu pozda yattı. Nasıl şeker bir şey bu velet yahu. O burnunun yanındaki beyaz ponponlar var ya, onları ısırmak istiyorum, kıyamayıp sadece öpüyorum.





5 Ekim 2012 Cuma

Merhabaaaa :) Haberlerim var.

Herkese merhaba. Ne kadar özledim buraları ve sizleri bilemezsiniz.
İş hayatına bir döndüm, tam döndüm. Başımı kaşımaya vaktim olmuyor. Bir de ev taşıma telaşı araya girince tam oldu. Neyse çalışma odam dışında her şey yerleşti, normal hayatımıza döndük. Ama bu konuda Haluk'un hakkını teslim etmek gerekir. O kadar pratik ve eli o kadar çabuk ki anlatamam. O olmasa ben hâlâ koliler arasında yaşıyor olurdum. Aslan koca, çok yaşa :)
Son iki gündür pek bir telaştayım. Emeksensin'de 3 çalışmam birden satılmış. Aldı mı beni bir telaş? Kutu yapmam lazım,.her şey koliler içinde. Üstelik satılanlardan biri, bir fotoğraf çekimi için Ankara'ya gönderdiklerimin arasında. Emeksensin kurallarına göre 3 gün içinde kargoya vermem gerekiyor. Hemen kardeşciğim duruma el atıp çallışmalarımı Ankara'dan bana gönderdi. Bu akşam elime geçtiler. Neyse ki satın alan hanıma durumu anlattığımda çok anlayışlı davrandı.
Bu gün işe gitmeyip kutuları, bulabildiğim malzeme ile yaptım. Fakat, çok zor oldu. Çünki babası gitmesine rağmen benim evde kalmama Uyku çok sevindi, her zaman kucağıma gelsin diye yapmadığım şaklabanlık kalmazken, durup durup kucağıma atladı. O'nun öp beni, sev beni, top at koştur beni, saklambaç oynayalım, o kestiğin şeyin üzerine oturacağım hatta yatacağım talimatlarına, susmayan telefonum ve azzzz sooonra anlatacağım başka telaşım da eklenince tam bir fıttırma günü yaşadım.










İşte Azzz Sooonra haberi:
Bilmeyenler için yazayım. Ben gayrimenkul danışmanıyım. İşim bu.
Eşimle birlikte İstanbul ve yurt dışı ayağıının tanıtım ve pazarlamasını yaptığımız bir proje var. Didim'de, ismi Dedemin Konakları.
Ve Kanal D'nin Avrupa yayını olan Euro D'de Konut Dünyası isimli bir program var.
Bir de benim sevgili arkadaşım, bazı yazılarımda bahsi geçen, çoğunuzun ismini bildiği Nilüfer var.
Son üç cümleyi birleştireyim:
Dedemin Konakları'nı inşa eden şirketin sahibi Nilüfer'in yeğeni. Nilüfer'de işin içinde, Didim'deki pazarlamayı O yapıyor.
Euro D'de ki programda bu projenin tanıtımı yapılacakmış. Bilin bakalım Nilüfer ne yapmış?...
O'nu hiç kıramayacağımı bildiği için, projenin tanıtımını benim yapmamı önermiş.

Sonuç olarak bu pazar, saat 13.00 de başlayacak olan yayına konuk olacağım. Aslında konu benim işim olduğu için sıkıntı çekeceğimi sanmıyorum ama, itiraf edeyim, canlı yayın olması nedeniyle biraz gerildim doğrusu. Bakalım ne olacak. Ahhh Nilüfer'ciğim ah. Öpüyorum seni :)))

26 Eylül 2012 Çarşamba

HAYALET GİBİYİM, HEM BURADAYIM, HEM YOKUM :))

Aynen başlıkta dediğim gibi. Hem buradayım, hem yokum.
Ev taşıma furyasına ben de kapıldım. Evimizi değiştirdik. Bilirsiniz ne sancılı, sıkıntılı bir durumdur. Neyse bitti.
Hobi odam ve internet bağlantımız dışında her şey tamam. Hobi odama henüz giremedim, her şey koliler halinde duruyor. Bu pazar günü oraya girişmek niyetindeyim.
O kolay hallolur da, şu internet meselesine çıldırmak üzereyim. Telefon üstüne telefon ediyoruz, her kafadan ayrı cevap geliyor. Yakın zamanda bağlanır inşallah, yoksa ben onları bağlayacağım.
Gündüz ofiste fırsat bulabilirsem 5 dakika yıldırım hızıyla küçük bir gezinti yapıyorum, kimselere laf yetiştiremiyorum şiştim valla :))) Üstelik oğulcuğumla da skype vasıtasıyla görüştüğümüzden, O'nu da göremiyorum 10 gündür.
Herkese sevgiler, öpücükler, yakın zamanda görüşmek dileğiyle.

NOT: Bloga geldim ki, eski arayüz kalkmış. Şimdiye dek inatla ve değişmez umuduyla eski ara yüzü kullanıyordum. Yeni halini hiç sevmedim hatta nefret ettim.

31 Ağustos 2012 Cuma

ÇOK ŞEKER BİR MUCCUK KEDİSİ.

Hikayesi kısa.
Ofisten arkadaşım Melda onu Abbasağa parkında ağlarken bulmuş. Sağa sola bakınmış ama annesini bulamamış. O parka, sahibi manyak, koca bir rottweiller gelir. Kocaman hayvancağızı küçücük bir evde güya bakar, arada parka çıkarır, insanlara saldırınca vurdumduymaz davranır, tasmasını takmaz. Yanlış yetiştirildiği için garibim vahşi bir köpek olmuş çıkmış. Üstelik sahibi bir kadın. Ben bile korkuyorum ondan. Buncağızı görse bir lokmada yutar da, dişinin kovuğuna gitmez. Neyse konuyu dağıtmayayım. Başına bir iş gelmesin diye kapmış getirmiş ofise. Daha önce Facebook da yuva bulmak için paylaştığım kedilere bakan Eşref Bey'e getirmiş (İlgilenip paylaşmak isteyenler bu adrese buyurup paylaşırlarsa ne çok sevinirim). 3 yavrusunu emziren annecik bu bebeği de kabul edip, onu da emzirmeye başladı. Ama kardeşler hiyerarşiyi uyguluyorlar. Acil yuva bulmamız lazım. Bu bebiş için paylaşım yapmak isterseniz lütfen Facebook'daki bu adrese gelin ve oradan paylaşın. Çünki orada daha çok kişiye ulaşabiliriz.
Ama çok şeker di miiii :)))









9 Ağustos 2012 Perşembe

ORNİTORENK NE DEMENK :)))

Ben bu heyvanı pek severim. Hani bırakın elime alıp sevmeyi, görmüşlüğüm bile yoktur. Tanışmayız. Ama severim.


Bana çocukluğumdan bir hatıradır; Benim yaşımdakiler hatırlar, Resimli Bilgi diye bir ansiklopedi vardı. Kağıdı kalın, el çizimi, renkli resimlerle dolu, anlatımı güzel bir ansiklopedi idi. Yanlış hatırlamıyorsam o zamanların tek renkli ansiklopedisi idi. Ben henüz okula başlamadan çıkmaya başlamış, annem de abone olmuştu. Tam anımsamıyorum, ya her hafta ya da her ay bir fasikülü gelir, her 12. ile birlikte, bir de, sert kapaklı cilt gelirdi. Bu ciltin iç sırtında, 12 tane gerilmiş ip vardı, her fasikül sırası ile orta sayfasından bu iplere geçirilir böylece kolayca ciltlenmiş olurdu, klasör gibi yani. Heyecanla beklediğimi hatırlıyorum, okul öncesi annem bana okurdu, hem de defalarca, masal kitabı gibi. Okula başladıktan sonra da ben kimbilir kaç kez okumuşumdur tekrar tekrar.
(Resim kaynağı: http://www.hocam.com/grup/7346/resimli_bilgi_ansiklopedisi_/)


İşte bu ORNİTORENK arkadaşla tanışıklığımız o zamana dayanır. Çok ilginç gelmişti. Yumurtlayan, gagalı bir memeli hayvan. Üstelik de bana pek esrarengiz gelen Avustralya ve Tazmanya'nın yerlisi. Kafama böylece kazınmış. İsim-şehir-hayvan oynarken, "O" harfinde mutlaka onu yazardım. Hele yeni birileri ile oynuyorsam, "o da ne, atıyorsun" diyenlere pek bir fiyaka yapardım :)) Bu nedenle de ayrı severim kendisini :))
Diğer adı da Pladypus'muş, bunu yeni öğrendim.
İlgilenenler ulu bilge Google amcaya başvurabilirler. Ben sizin için kafayı çaktım, bir link aldım:
http://www.turkcebilgi.com/ansiklopedi/ornitorenk


Şimdi nereden çıktı bu ornitorenk meselesi?
Takip edenler, 40 yıllık arkadaşım Kurtuluş'u bilirler. Avustralya'dan dönerken bana üzerinde çok güzel resimler olan bardak altlıkları getirmişti. Hepsinde Avustralya'ya özgü farklı bir hayvan var, modernize edilmiş otantik resimler. İşte bunlardan birinin üzerinde benim eski dostun resmi de vardı.
Çoook uzun aralıklarla, küçük eklemeler yaparak, ve de kafama göre takılarak, bu resimden esinlenerek bir duvar süsü yaptım.






Hmmm şimdi resme bakarken fark ettim, bu garibim nereden nefes alacak? Gagasına burun delikleri açmak lazım. Eh nasıl olsa henüz fırınlanmadı, yaparım.




2 Ağustos 2012 Perşembe

BU BİR "BENİ UNUTMAYIN" YAYINIDIR :)))

Çok boşladım blogu çook. Ama valla kabahat benim değil, yani tembellikten değil. Hayatımın iş hayatı kısmı pek hareketli. Ondandır bu hâlim.
Zaten fikir mikir de yok diye sızlanıp duruyordum ya, bir garip haller başladı. Ama tanıyorum o halleri artık. Nasıl anlatsam... Hani ilk hamileliğin ilk günleri gibi. Ortada bir şey yoktur, ama çok şey vardır. Nedir, neler olacaktır, ne çıkacaktır bilemezsiniz, ama garip duygularla sarılıverirsiniz. Nedensiz, zamansız gerginlikler, bilmediğiniz bir şeylerde yoğunlaşmalar, bir enerji, yerinde duramamalar, aynı anda bir kaç işi birden kovalamalar filan. Ben biliyorum, İlham abi'nin ayak sesleri bunlar. Bunu anlatmak zor oldu ama, hepinizde bu duygunun var olduğunu bildiğimden, anlaşılacağımdan eminim. Ben hep böyle olurum. Bir zaman, beynim boşalır, hiç bir şey üretemem, hayallerim, kafamdaki resimler, fişi çekilmiş abajur gibi sönüverir. Berbat bir dönemdir o. Hele de bir şeyler yapmak istediğiniz zamana denk gelmişse daha da fenadır. Acı çektirir insana.
Tam öyle sıkıntılı döneme girmişken, çalışma hayatım hareketlendi, ve ben iyice uzaklaştım fikir arama çabalarımdan. Odamı bile topladım. Zorlama dönemlerinde yaptığım bir kaç parçayı fırınlamadım bile, öylece duruyorlar. Sadece hafta sonları -o da alışkanlıktan- bir iki yerine dokunup, ertesi haftaya kadar bekleyen bir duvar süsü var o kadar. Ama bünye alışmış durmuyor işte. İçeride bir şeyler mayalanmaya başlıyor, hissediyorum. Yalnız bu maya arkadaşlardan ricam, acele etmesinler. Şu sıralarda fikir filan olgunlaşmasın, işim yoğun ve önemli günlerdeyim. Onların arasında kafasını topraktan çıkaran olursa, kurur gider, hiç uğraşamam.
İşte fırınlanmayı, bitirilmeyi bekleyenler.

22 Temmuz 2012 Pazar

ÜÇ BEBEK :)))

Ne zaman geçti bunca yıl yahu?

Ben kucakta...

Kardeşciğim benim kucağımda... 

Oğulcuğum kucağımda.

8 Temmuz 2012 Pazar

GİRDAP BONCUK YAPIMI (VİDEOLU ANLATIM)

Aman ne maceralı yayın bu. Vidoyu bir türlü braya yükleyemedim. Yükledim sanıp yayınladım, baktım olmamış kaldırdım.2-3 kez denedim, tam vaz geçmişken sevgili Nedret "nerede o girdap boncuk bişeysi" diye sorunca, hem beni güldürdü, hem de yeniden gıdıklanıp nasıl yapsamlara düştüm.
Eyoooooo sonunda becerdim. Daha doğrusu ben beceremedim, sevgili ozgrkdn yardım etti. Tam zamanında, youtube kaynaklı çok güzel bir video yayınlamış, nasıl yaptığını sordum, sağ olsun hemen gelip anlatmış. Tekrar teşekkür ederim.
Bu aralar üretim yok, ama blogu boş bırakmak olmaz değil mi :)) Kolay ama sonucu güzel, işe yarayacağını tahmin ettiğim bir boncuk yapımını videoya çektim. Umarım işe yarar.
Siz izleyedurun, ben bloglarınızı ziyarete gidiyorum.


5 Temmuz 2012 Perşembe

Nivva Facebook'da

Nivva FAcebook'da
Facebook'da Nivva adıyla, sadece çalışmalarımı sergileyeceğim yeni bir sayfa açtım. 
Facebook üzerinden arkadaşlarıma davet gönderdim, ama bazı arkadaşlarıma gitmemiş, bunu telafi ederken de bazı arkadaşlarım bir kaç kez davet almışlar. Bu durumu nasıl aşmam gerektiğini bilmiyorum. Fazla sayıda davet gönderdiğim arkadaşlarımı bayılttıysam özür dilerim. Beğenen arkadaşlarıma tekrar teşekkür ederim.
Siz eğer davet gelmeyenlerdenseniz, bir uğrayıp göz atarsanız sevinirim, hele bir de beğenirseniz oooh değmeyin keyfime :)

21 Haziran 2012 Perşembe

SİZİ ÖZLEDİM :)

Son günlerde ofis işlerim çok yoğun, iş dışındaki maillerime bile bakamıyorum. Bloglarınızı gezmeyi çok özledim. Akşamları eve gelişimiz 9'u geçiyor, Uyku bizi çok özlemiş oluyor, ilgi istiyor canımın içi. 1-2 gün de internet altyapı çalışması nedeniyle evde internet yoktu, bu gün gidince göreceğim, bakalım düzelmiş mi?
Bu sebeplerden blog filan gezemiyorum. Pazar günü sabahtan akşama kadar bilgisayarımın ve killerimin içinde olacağım. Durum raporu bundan ibarettir. Hepinizi öptüm.
Herkes iyi mi?

12 Haziran 2012 Salı

ÇINAR YAPRAKLARI VE UYKU

Bu yaprakları yapmaya elim alıştı, ilkinde çok zorlanmıştım, şimdi kolay oluyor. Rengi uygun açılıp bırakılmış plakalardan. Gerçi bir modeli ikinci kez yapmak bende kaşıntı yapıyor ama, böyle atâlet zamanlarında hiç bir şey yapmamaktan iyidir.







- Ay sen nerden çıktın?
- Anne??? Sen bensiz bensiz ne yapıyorsun bakiiim???

- Oğlum git şurdan, işim var.
- ..................
- Hişşşşşt, sana söylüyorum...
- (Sen konuşadur, ben şöyle yarım profil poz vereyim)
- Uykuuuuu, git ya, bak baba çağırıyor
- (Bir de şöyle uzaklara dalmış gitmiş bakayım, geçen gün aynada baktım, çok karizmatik oluyorum böyle)
- Başlıycam şimdi karizmandan, kalk yaaaa... Uykuuuu... Bıdı bıdı bıdı bıdı.............
- Kadın sus. Bak sinirim oynamaya başladı, kulağım düştü, gözüm seyirmeye başladı. Kalkmıyorum işte.
.... Ve kalkmadı. Zincirli yaprağın kötü çekilmiş resimleriyle idare etmek zorundayız. İnat bu ya, hâlâ oradan bana bakıyor.

10 Haziran 2012 Pazar

YAZ TEMASI UYGULAMASI

Eh artık yaz geldi. Tema değiştirme zamanıdır.
Bu temayı yaparken ruhumun derinliklerinde pusuya yatmış Aysel Gürel'le Semiha Berksoy birden bire ortaya çıktılar :)))








Şu fâni dünyada şöyle bir şapka kullanamadım ya ona yanarım :)))




Benim minyatür aslanım nasıl olmuş?

8 Haziran 2012 Cuma

YİNE KIRMIZI

Ne çok kırmızı çalıştım son zamanlarda. Hani öyle en bayıldığım renk de değil ama, kırmızı zamanlarımdayım zâhir. Elim hep kırmızılara gitmiş. Aslında sarı çalışmayı özledim, nedense elime alınca, geri bırakıyorum.
Bu arkadaşlar, epeydir fırınlanmış, resinlenmiş bekliyordu. Bu gün ikisini bitirdim. Buyrunuz.

Bu Laleye hareket vereyim dedim, farklı bir teknik uyguladım. Zincirini de, daha önce sipariş üzre yaptığım Vav Kolyede uyguladığım teknikle yerleştirdim. Osmanlı Seri'ye yeni bir model daha gelmiş oldu.






 Bu da hem Sarmaşık Seriye uyar, hem XL Seriye.




4 Haziran 2012 Pazartesi

BİLİN BAKALIM BU NE?

Bilin bakalım bu ne? Hile yapmak yok hemencecik aşağılara bakmayın.

Önce tahminlerinizi görelim......
Açıklamadan önce sizi oyalamak için ender yakalanabilen pozlarımızdan birini koyayım. Öyle kolay kolay kucağa gelmez Uyku Bey. Kedimiz var, kucağımızda kedi sevmeye hasretiz.


Hihhihiii, bu kadar oyalama yeter mi?
Efendim gördüğünüz o ucubik şey benim makarna makinasının iç organları.
Yeni alındığı zamanlarda dişlilerin arasına fazla yağ mı dökmüşlerdi nedir, iki çevirince silindirlerin kenarlarından siyah siyah yağlar çıkar, killerimin canına okurdu. Artık neredeyse sizin de arkadaşınız olan, sevgili dostum Kurtuluş "ben bunun içini açıp temizleyeyim" demek gafletinde bulumuş, makinayı sökmüştü. Eli çok yatkındır. O da bizden yani.
Sökmek kolay da, monte etme zamanı gelince, aklı kaçmasın diye kafasına şapka takmıştı. Ama sonunda başarmıştı.
Bir ara denemek için aldığım kil çok kötü çıkmış, makineden geçirince, önemli bir miktar sıvaşıp, makinamın içine sızmıştı. Her kullanımda taşanları temizlemekten fenalık geldi. Ucundan kıyısından sökmeye çalıştım, gözüm yemedi. O arada bir de vidayı tam sıkıştıramamışım ki, geçenlerde düşüverdi. 
Tam o zamanlarda tataaam Kurtuluş geldi İzmir'den. En şirin halimi takınıp, düşmüş vidayı gösterdim. Hallederiz dedi. Eh yüz bulmuşum kaçırır mıyım, "içi de temizlenmek istiyor" dedim. Tamam onu da hallederiz dedi. Belli, önceki tecrübeyi unutmuş :))) Kih kih kih Çok kötüyüm, hatırlatmaaaam.
Tam yine keçilerini kaçırmak üzereyken "geçen sefer -bunu bir daha asla açmam, açmak gerekirse git yenisini al- demiştin dedim" Terliği kafama yememek için önceden siper almıştım tabii :))))
Ama benim becerikli arkadaşım sonunda yine tek parça ve kullanılır hale getirdi. Gerçi 1 saatini filan aldı ama, Haluk ve ben kahve sigara takviyesiyle kendisine destek olduk.
Veee huzurlarınızda içi dışı pırıldamış makinem.